| Atlı Köyü, Olur ilçesinin kuzey-batısında olup, ilçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Kuzeyde Ardanuç’un köyleriyle sınırdaş olan köyümüzün doğusunda Oğuzkent, Süngübayır, Güngöründü ve Bozdoğan; güneyinde Eğlek ve Beşkaya; batısında ise Keçili ve Kekikli köyleri vardır. Köyümüzün eski ismi “ORİ” dir. “Ori” kelimesinin anlamı Kaşgarlı Mahmut’un Divan-i Lügati’t Türk isimli eserinde “buğday ve şalgam kuyusu, ambarı” olarak zikredilirken, aynı isim Gürcüce’de “iki” anlamına gelmektedir. Dolaysıyla köyümüzün eski isminin Türkçe mi, yoksa Gürcüce mi olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Cumhuriyet devrinde, köy halkının iyi cins atlara düşkünlüğünden ve rahvan (yorga) gezişli atların bol bulunmasından dolayı köyümüze “ATLI KÖYÜ” ismi verilmiştir. 93 Harbinden önce 450 hane olduğu söylenen köyümüz, şu anda altı hanelik Alos Mahallesi ile birlikte 108 hane ve 416 nüfusa sahiptir. 1960’lı yıllarda 800 nüfus ve 150 hanesi bulunan köyümüz, köyden şehire göçler sebebiyle her geçen gün biraz daha tenhalaşmaktadır. Köyümüz, güneyden kuzeye doğru gittikçe rakımı artan bir arazi yapısına sahiptir. Arazinin ortasında yer alan köyün, güneyi oldukça bağlık-bahçeliktir. Köyden kuzeye doğru gidildikçe arazi yayla görünümüne bürünür. Köy arazisinin doğu ve batısında, kuzey-güney istikametinde akan derelerden arazinin sulanmasında istifade edilir. Ekilen arazinin büyük bölümü suludur. Köyümüz, 3000 dekar sulu, 2300 dekar kuru araziye; 230 dekar bağ-bahçeye ve 40.000 dekar mer’aya sahiptir. Tahılgillerden en çok buğday ve arpa tarımı yapılır. Köyün güneyindeki bahçelerde ihtiyacı karşılayacak kadar, başta patates, fasulye olmak üzere, domates, salatalık, biber ve soğan gibi sebzelerin üretimi yapılmaktadır. Yine köyün civarında ve güneyinde elma, armut ve ceviz gibi meyveler üretilmektedir. Ağaç yetiştirmeye oldukça elverişli olan köy arazisinde, bu meyvelerin dışında ekonomik değeri olmayan diğer meyveler de tabiî olarak yetişir. Bunların başında salor, kırkat, muşmula, erik ve ahlat gelir. Köy arazisinde özellikle armudun ehli ve yabani on beşten fazla türü tespit edilmiştir. Bunların biri olan “panta” ülkemizin hiçbir yerinde rastlanmayan, sadece köyümüze has bir ahlat türüdür. Köyümüz, çok geniş mer’alara sahip olması sebebiyle mer’a hayvancığı yapmaya müsait bir köydür. Bugün 920 büyükbaş, 2200 de küçükbaş hayvan potansiyeline sahiptir. Köyümüzün bir diğer gelir kaynağı da fenn’î arıcılıktır. Köyümüzde yaklaşık olarak 250-300 arı kovanı vardır. Üretilen balın pazarlama zorluğu sebebiyle arıcılık artık fazla rağbet görmemektedir. Köyümüzün sınırları içerisinde orman varlığı olarak sadece “Dorukluk” isminde bir koruluk, bir de “Katarlık” mevkiindeki fidanlık mevcuttur. Köyümüzün hudutları içerisinde, Kızküçük, Kabandibi ve Çil mevkileriyle Alos Mahallesinde linyit kömürü damarlarının bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Genca mevkiinde de bakır madeninin olduğu sanılmaktadır. Konu ile ilgili olarak bugüne kadar ciddi bir araştırma çalışması yapılmamıştır. Köyümüz, içme suyu bakımından çok şanslıdır. 1972 yılında Peri Pınarının suyu köye getirilmiş, çok temiz ve içimli olan bu suyun hattı 1995 yılında yenilenmiş, iki sene önce de suyun şebekeye bağlanabilmesi için altyapı çalışması yapılmışsa da henüz suyun evlere dağıtımı gerçekleşmemiştir. Köyümüzün bir de Kârmut ismiyle bilinen şifalı maden suyu vardır. Kârmut suyu, bahar ve yaz aylarında civar köy ve ilçelerden gelen ziyaretçilerin uğrak yeridir. Köyümüzün, 1969 yılında tamamlanmış ahşap-taş yapısında büyükçe bir camii, çevredeki sekiz köye hizmet veren bir sağlık ocağı ve bir de ilköğretim okulu vardır. Köyümüzün hudutları içerisinde orta çağdan kalma birkaç gözetleme kulesi ve bina harabelerinden başka tarihi öneme haiz bir kalıntı yoktur. Köyümüzün tabii güzellikleri anlatmakla bitmez. Bahar ve yaz aylarında Kârmut suyunun başında yapılan pikniklere doyum olmaz. Ayrıca Kurtuban yaylasının hemen yanı başında bulunan Coğot Gölü görülmeye değer. Hele, bu gölün başındaki soğuk sudan ağustos sıcağında doyasıya içmek bir ömre bedel olsa gerek. Soğuk su, cağ döneri, temiz hava, buram buram çiçek kokan tabiat, temmuz güneşi ve gölün pırıl pırıl sularında kulaç atmak… İşte özlenen hayat bu olsa gerek. Köyümüzün Oğuzkent Köyü hududuna yakın yerinde Buzluk denilen bir kayalık vardır. Burada, kayaların arasındaki oyuklarda ve mağaralarda yılın on iki ayı buz eksik olmaz. Elektriğin köyümüze henüz gelmediği dönemlerde, yaz aylarında, Buzluk’tan getirilen buzla - yağ dayanıklı olsun diye- tere yağı yapılırdı, ya da içme suyuna katılarak yaz sıcağının yüreklerdeki harareti söndürülmeye çalışılırdı. Köyümüz yemek kültürü bakımından da kendine has özellikler taşır. Baş yemeğimiz cağ kebabıdır. Ayrıca mıkla, kuymak, hasuta, haşil, düğmeç, umaç çorbası, kesme aşı, keloç, bezirgân aşı, ayran aşı diğer mahalli yemeklerimizin bazılarıdır. Hamur işlerinin başlıcaları ise şunlardır: poğaça, bişi, dönderme, mafiş, siron, yağlı saç ekmeği, lokum, yağlı üstükâr, içli kebap, kaşık tatlısı ... Yeni neslin köyde ikâmet etmemesi sebebiyle birçok gelenek ve göreneğimiz unutulmaya yüz tutmuştur. Bunların başında yığınak etmek, arfana yemek, yılbaşı gezmek (deve oynatmak), sıra kebabı yemek, ilk erkek çocuk sahibi olanın bacasını yıkmak, ırgat etmek gelir. Ben köyümüzü dilimin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştım. Ori’yi bîhakkın tanımak için; Kârmut suyundan, Peri pınarından içmek, Coğot Gölünde yüzmek, pantasından tatmak, avlanmak için saatlerce bir kekliğin peşinden koşmak, kebabından beş-on cağ yemek… kısacası Atlı Köyü söze sığmaz, benim köyüm anlatmakla bitirilemez; bizzat orda yaşamak gerekir. CAHİT CAN |
Yorumla
2008-12-1521:40:15 Hocam dilinizin döndüğü bu kadar sa..
Maşallah köyünüzü tanıtırken yüreğinizi, köyünüzün eski hatıralarına duyduğunuz özleminizi de içine katarak güzel bir tanıtım yapmışsınız.
Elinize sağlık, okumak bir keyifti.