Durmus KILIC

Giriş Formu

Dost Siteler

Dost Siteler

Ziyaretçi İstatistiği

Site Ziyaretleri
Icon12Bugün
Icon24Dün
Icon163Bu Hafta
Icon95Bu Ay
Icon104441Toplam

Kİm Var Sitede

Üye Bağlı Değil

Galeriden Resimler

Erzurum
Erzurum Yemekleri PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
ÇAĞ KEBABI
Yatık döner olarak da bilinen, kuzu etinden yapılan bir çe?it kebap'tır. Kuzu etinin rahatsız eden kısımları yani sinirleri tek tek alınır. Ete yanlızca so?an, karabiber ve tuzla terbiyesi verilerek salamurası yapılmı? olur.
Erzurum'a özgü olan Ca? Kebap'ı, önceden terbiye edilmi? etin yatık bir ?i? üzerinde odun ate?i e?li?inde pi?irilmesiyle hazırlanır. Ca? adı verilen ?i?ler kullanılarak servis yapıldı?ından bu adı almı?tır. İlk kez gelen mü?teriler, "ca?" ve "Tortum"un ne oldu?unu merak ediyor. Erzurum"da "?i?"e, "ca?" deniliyor."yatık döner" olarak da adlandırılan Ca? kebabının öyküsünü ?öyle.
"Odun ate?inde pi?irilen etler, ca?lara dizilerek kesilir. Ca? kebabının ilk ismi, ahbap kebabıdır. Erzurum"da dost sohbetlerinde yapılan ahbap kebabı, zamanla ca? kebabına dönü?mü?. Tortum, Erzurum"un bir ilçesidir. Ca? kebabının orijinal memleketi de Tortum"dur."
İlk bakı?ta "a?ır" gibi duran ca? kebabı son yıllarda çok revaçta. bunun sebebi ca? kebabında kullanılan kuzu etinin kolesterol de?erinin, tavuk etiyle aynı, yumurtadan daha dü?ük olması.
ÇORBALAR
1-Ayran A?ı: Aynan a?ı, Ramazanda, iftar sofralarında 30 gün süre ile ba? kö?ede yerini alır. Ramazan ayları dı?ındada pi?irilir. Di?er yörelerde adı yo?urt çorbası olan bu çorbaya Erzurum'da ayran a?ı denir. Bir ölçek gendime (a?lık) iyice pi?irilir. Ba?ka bir kapta hazırlanan ve içine birazcık un katılan yo?urt (buna urva denir) gendime ile karı?tırılarak ate? üzerine konur. Kaynayıncaya kadar karı?tırılır. Di?er tarafta hazırlanan köfteler içine katılır.A? otu dene ve Erzurum'da yeti?en maydanoz türü çok güzel bir ot ilave edilir. Bir tavaya bir ba? so?an do?ranır.Tereya?ında pembele?inceye kadar kızartılır (buna soharıç) denir. Çorbanın üzerine dökülür ve sıcak sıcak servis yapılır. Ayran a?ı yo?urtla yapıldı?ı gibi yayık ayranından yapılırsa e?er tadına doyum olmaz.
2-Kesme A?ı: Açılan yufkalar eri?te gibi kesilir ve bir bez üzerine serilir. Di?er taraftan bir ölçek mercimek pi?irilir. Pi?en mercime?in üzerine kesilmi? olan hamur ilave edilir, suyu ayarlanır. 15-20 dakika kaynadıktan sonra ate?ten indirilir. Bir tavada bir ba? so?an tereya?ında pembele?inceye kadar kavrulur ve tencerenin içine dökülür.Çorbaya tat vermesi için "tarhım" denilen güzel kokulu bir ot katılır. Sıcak sıcak servis yapılır. Tarhın ye?il olarak ta kullanıldı?ı gibi kurutularak da kullanılır.
3-Herle A?ı: Bir miktar un tereya?ında iyice kavrulur, üzerine bir miktar su konur ve devamlı karı?tırılır. 15-20 dakika kaynatılır ve sıcak sıcak içilir. Bu çorba bilhassa kı? aylarında yapılır. Hastalara herle çorbası içirilerek terletilir ve ?ifaya kavu?maları sa?lanır.
BÖREKLER VE MANTILAR
1-Su Böre?i: Yurdumuzun hemen hemen her yöresinde su böre?i olarak bilinmektedir. Yalnız Erzurum'da yapılan su böre?inin ayrı bir özelli?i vardır. Börek hamuruna, her künde (parçaya) bir yumurta isabet edecek edecek ?ekilde kırılır. Hamur kuvvetlice en az yarım saat yo?rulur. Yufkalar tepsinin büyüklü?üne göre açılır. Yufkanın ince olması böre?in tadı yönünden önemlidir. Tepsinin altı ya?lanır, açılan ilk yufka ha?lanmadan tepsinin altına serilir. Yufkalar kaynayan suya atılır ve bir dakika bekletilir. Sıcak sudan çıkan hamur so?uk su tenceresine atılır. Oradan çıkan yufkalar kuru bir bezle suyu alındıktan sonra tepsiye serilir. Serilen yufkaların arasına eritilmi? ya? gezdirilir.Yufkaların yarısı serildikten sonra tepsiye bol civil peynir ( tel peynir ) ve maydanoz serpi?tirilir. Geri kalan yufkalar ha?lanarak ve araları ya?lanarak tepsiye yerle?tirilir. En üste konan yufka ha?lanmaz. Bilahare ocak üstünde yava? yava? kızartılır. Bir yüzü kızartıldıktan sonra ters yüz yapılarak di?er yüzüde aynı ?ekilde kızartılır. Sıcak sıcak servis yapılır.
2- TANDIR KETESİ: Bol tereya?la hazırlanan hamur ek?idikten sonra arasına unla hazırlanan iç konulur tandırda kızartılır. Tandır ketesinin hamurundan içsiz olarak yapılan ve "Gugul" denilen çörekte yapılır.Ekmek hamurundan büyük somunlar tandırda kızartılır, içi ufalanarak "Babıko" denilen tereya?ı ve balla yenen bir yemekte yapılmaktadır. Bunun yanında yufkanın kızartılıp ya?lanarak katlanıp bal ile yenilen ?eklide vardır.
3- SİNİ KETESİ: 2 ölçü ya?, 1 ölçü su, bir tutam tuzla hazırlanan hamur bir saat dinlendirilir. Ni?astayla incecik açılan yufkanın üzeri erimi? ya?la ya?lanır. Ba?ka bir kapta ya? eritilir ve içine un ilave edilerek kavrulur. Bu kavrular iç kenarlarından katlanan ya?lanmı? yufkanın arasına konulur dört ucu bohça ?eklinde üst üste getirilir. Üzeri yumurtalanır fırında kızartılır.
4-Tatar Böre?i: Hamur iyice yo?rulduktan sonra yufka açılır. Yufkalar börek yufkası gibi de?il biraz kalındır. Açılan yufkalar parçalara bölünür. Bu parçalar üçgen ?eklinde küçük küçük parçalara ayrılır. Kaynayan suya atılır, ha?lanır. Suyu süzüldükten sonra tepsiye alınır, üzerine bol sarımsaklı yo?urt ve kızgın tereya?ı dökülür.Bunun üzerine zevke göre, ya kavrulmu? kıyma veya küçük küçük do?ranmı? ve tereya?ında pembele?inceye kadar kavrulmu? so?an dökülür. sıcak olarak yenir.
5-Hıngel: Yurdumuzun her yöresinde mantı olarak bilinmekte ve yenilmektedir. Erzurum'da hıngel (mantı) sulu ve susuz olarak iki ?ekilde pi?irilmektedir.
A-Susuz Hıngel: Hamur iyice hasıllanır. Yufka ?eklinde açılır, kesilir içine evvelce hazırlanmı? kıyma konur. Yarım daire veya bohça ?eklinde kapatılır. Kaynamakta olan suyun içine atılır ve ha?lanır. Pi?tikten sonra suyu süzülür. Geni? bir tepsiye alınır. Üzerine sarımsaklı bol yo?urt ve kızdırılmı? tereya?ı dökülerek yenir.
B-Sulu Hıngel: Hazırlanı?ı aynen susuz hıngel gibidir. Ha?lama suyu dökülmez, bol salça ve bir miktar tereya?ı konur. Suyu ile birlikte tepsiye dökülür. Üzerine sarımsaklı yo?urt , kızdırılmı? tereya?ı ve salça dökülerek servis yapılır.
SEBZE YEMEKLERİ VE PANCARLAR
1-Çiri? Pancarı: Çiri? ilkbaharın bitimi ile, yazın ba?langıç aylarında yeti?en ve yaprakları zamba?a benzeyen, yabani bir bitkidir. Her Erzurumlu senede bir kere çiri? pancarı yer. Ciri? pancarının ?ifalı oldu?una inanılır. Kavurma ile pi?irildi?inde tadına doyum olmaz. Parça etle de pi?irilir. Pi?irme i?leme aynen ıspanakta oldu?u gibidir. Çiri? kurutularak çiri? unu elde edilir, zamk ve tutkal yerine yapı?tırıcı olarak kullanılır.
2-Çortutu Pancarı: ?algam tur?usu Erzurum'da çok me?hurdur. ?algamlar, ilk önce daire daire, sonra küçük parmak kalınlı?ın da ve boyunda kesilerek, küplere tur?u kurulur. Tur?uya koku vermesi içinde içine reyhan katılır.Tur?u olduktan sonra çortutu pancarı yapılır. Bir miktar ?algam tur?usuna, bir ölçek pirinç veya bulgur katılır, ayrıca parça et veya kavurma ile pi?irilir. ?algam tur?usuna "çortutu" tur?usundan yapılan bu pancara da "çortutu pancarı" denir. Bilhassa kı? aylarında yapılır.
3-?algam Çırtması: ?algam ilk önce daire ?eklinde sonra da bu daireler parmak kalınlı?ında uzun uzun kesilir ve ha?lanır.Suyu süzülür. Ha?lanmı? ?algama evvelce hazırlanmı? ve pi?irilmi? ya?lı kıyma, biraz tereya?ı ilave edilerek bir tavada karı?tırılır.Üze rine baharat (karabiber vs) dökülerek sıcak sıcak yenir.
4-Çeç Pancarı: ?algamın ye?il saplarına "çeç" denir. İçine bulgur veya pirinç katılarak, ıspanak gibi parça et veya kavurma ile pi?irilir. Üzerine sarımsaklı yo?urt dökülür yenir.
5-Ça?ır Kavurması: Ça?ır,çiri? gibi da?larda yeti?en buruk bur tadı olan yabani bir bitkidir.Ça?ır yenildi?i gibi,patates ha?lama sıyla karı?tırılıp tereya?ında kavrularak da yenir.Bunun dı?ında ça?ır ha?lanır, ha?lanan ça?ır un ve yumurtaya batırılarak ya?da kızartılır, buna ça?ır kızartması denir. Erzurumlu yılda en az bir defa ça?ır yer. ?ifalı oldu?una inanılır.
6-Borani: Patatesin her türlü yeme?i yapılır. Boranide bunlardan biridir. Patates ha?lanır, kabukları soyulur ve bir tepsiye do?ranır. Üzerine bol sarımsaklı yo?urt ve kızdırılmı? tereya?ı dökülür, sıcak olarak yenir.
HA?ILLAR VE KUYMAKLAR
Ha?ıllar; un ha?ılı ve pıt pıt ha?ılı olmak üzere iki türlü yapılır.

1-Un Ha?ılı: Bir ölçek un , su ile karı?tırılır ve ate? üzerine konur. Katı bir kıvam alıncaya kadar karı?tırılarak pi?irilir. Bir tepsiye alınır, ortası çukurla?tırılır ve bu çukura erimi? tereya?ı ve bal doldurulur. Ka?ıkla alınan hamur ya? ve karı?ımına batırılarak yenilir.
2-Pıt Pıt Ha?ılı: Çok ince bulgur ve un karı?tırılır. Aynen un ha?ılındaki oldu?u gibi pi?irilir. Tereya?ı bal karı?ımına batırılarak yenir.
3-Peynir Kuyma?ı: Tavada kızdırılmı? tereya?ına bir miktar taze civil peynir veya ya?lı peynir konur. Üzerine birkaç yumurta kırılır ve karı?tırılır. Peynirler tamamen eridikten sonra oca?ın üzerinden alınır ve sıcak sıcak yenir.
4-Un Kayma?ı: Bir ölçek un bir kapta sulandırılır. Bir tavaya bir miktar tereya?ı konularak eritilir. Eriyen tereya?ına hazırlanan un bulamaca yava? yava? karı?tırılarak dökülür. Un katıla?ıp ya?, ya?, pi?en hamurun üzerine çıkıncaya kadar ate?te pi?irilir.
TATLILAR
1-Kadayıf Dolması: Kadayıf, Ramazan'da 30 gün süre ile sofraların eksilmez tatlısıdır. Hatta sahurda bile taze taze kadayıf kızartılır.Kadayıfın sermesi yapıldı?ı gibi, dolması da me?hurdur.Güzel yapıldı?ı takdirde tadına doyum olmaz.Yumu?ak tel kadayıfın içine toz karı?tırılmı? iç ceviz konularak,zeytin ya?lı dolma büyüklü?ünde sarılır.Kadayıf dolmaları yumurtaya batırılarak tavadaki kızgın ya?a atılır. Kızardıktan sonra tavadan alınır, ?eker balının içine atılır. Oradan çıkartılır, bal dökülerek servis edilir.
2-Po?aça: Po?aç, tandır olan evlerde ve bilhassa köylerde yapılır. Özel bir yemektir. Hamur börek gibi hazırlanır. Hamur tereya?ı süt veya yo?urt katılarak yo?rulur ve bir siniye yayılır. Üzerine de bir sini kapatılarak tandıra indirilir. Üstüne bol miktarda kor haline gelmi? kül karı?ımı ate? konur. Her iki yüzü kızardıktan sonra tandırdan çıkarılır. Üzerine bol tereya?ı ve bal ?erbeti
dökülerek sıcak sıcak yenir.
3-Hasıta: Bilhassa do?um yapan kadınlara do?umun akabinde güç kazanması için yedirilir. Bir miktar ni?asta iyice sulandırılır .İçine bol miktarda ?eker katılır. Bir tavada kızdırılmı? tereya?ına, hazırlanmı? bu sıvı dökülür, 1-2 dakika karı?tırılır ve yenir.
4-Keysefe: Malatya kaysısı, ho?af halinde pi?irilir. Kaynatılarak suyu çekilir, üzerine tereya?ı dökülür ve sıcak sıcak yenir.
5-Pestil Çullaması:Tatlı pestil ufak ufak do?ranır,bir tavaya bir miktar tereya?ı konularak eritilir.Pestiller tereya?ının bulundu?u tavaya dökülür ve beklenir. Üzerine yumurta kırılır ve karı?tırılır, Sıcak olarak da yenir.
6-Dut Çullaması: Bir miktar dut yıkanır bir kaba konur. Tereya?ında pi?irilir. Pi?irilme ?ekli aynen pestil çullamasındaki gibidir.
Dİ?ER YEMEKLER
1-KIYMA: Orta ya?lı kıymanın içerisine so?an ilave edilerek rengi de?i?ene kadar kavrulur. İçerisine salça, tuz, karabiber ilave edilir. Bir sahana alınan kıymanın üzerine ya tek tek yumurtalar kırılır yada çırpılarak üzerine dökülür. Yumurtalar istenilen kıvama gelince ate?ten alınır, üzerine limon sıkılarak ikram edilir. Ramazan ayında kıymaya mutlaka pastırma ilave edilir, bazen da ıspanaklı hazırlanır.
2-Keleço?: Sütün çok bol oldu?u yaz aylarında mayalanan yo?urtlar torbalara doldurularak süzme yo?urt haline gelir.Bilahare torbalardan çıkarılan yo?urt, topaklar haline getirilerek tepsiye dizilir ve kurutulur. Buna "kurut" denir. Kurumu? olan bu yo?urtlar torbalara konarak kı?ın yenilmek üzere evin münasip bir yerine asılır. Keleço? yapmak için torbadan çıkarılan kurutlar bir tencereye konulur.Üzerine yeterince sıcak su dökülüp,bir müddet sonra kurut çözülmeye ve ayran haline gelmeye ba?lar.Tepsiye ekmek do?ranır, ayran haline gelen kuruta sarımsak katılır ve bu ekmeklerin üzerine dökülür. Tereya?ı dökülerek yenir.
3-Lalanga: Bir miktar patates ha?lanır ve soyulur. Ha?lanan patatesler püre haline gelene kadar yo?rulur. Bir tavada tereya?ı kızdırılır. Patates püresinden bir ka?ık alınır yumurtaya batırılır, kızdırılmı? tereya?ına atılır. Kızardıktan sonra sade yendi?i gibi üzerine ?erbet dökülüp tatlı olarak da yenilir.
4-?ile: Patates küçük küçük do?ranır. İçine bir miktar bulgur katılır. Et kullanıldı?ı gibi kavurma ile pi?irildi?inde daha lezzetli olur. Bu yemek daha çok kı? aylarında pi?irilir.
 
Erzurum Kültürü PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0

ERKEK KIYAFETLERİ

Cistik: Bar oynarken aya?a giyilen ayakkabıdır. Derisinin çok yumu?ak olması en büyük özelli?idir. Bu özelli?e istinaden ayak figürleri daha kolay gerçekle?tirilir. Ya?lılar tarafından giyilene markop, gençlerin giydi?ine yemeni denir.

Zı?va: Uçkurlu, beli bol lacivert kuma?tan yapılan arkası torba ?eklinde pileli giysidir. Bunun üzerine siyah ipek kaytan süs olarak i?lenir. Zırva'nın bol olmasını sa?layan pile sayısının 32 olmasına özen gösterilir.

Yelek: Lacivert kuma?tan yapılmı?tır. İki tarafa kapanabilen kaytanlı ilikleri vardır. Kenarları ve cep a?ızları kaytanla i?lenmi?tir.

Gömlek: Gömlekler beyaz olup dik yakalıdır. Dü?meleri beyaz veya siyah olabilir. Uzun olan kol a?ızlarında 4-5 dü?me bulunur.

Kazeki: uzun kollu kısa bir cekettir. Kolları geni? kol etrafları siyah kaytanla, ön tarafı ve cep a?ızları motifli kaytanla süslüdür.

Ku?ak: eskiden Acem, Trablus veya Tosya ?alı diye adlandırılan renkli iplerle örülmü?-dokunmu?, bar oynayanın belini sıcak tuttu?u gibi aynı zamanda cep vazifesi gören kuma?tır.

Gümü? köstek: Gümü?ten yapılmı?, yelek üzerine asılan daha önceleri saat ta?ımada kullanılan ince zincirden aksesuardır.

Bazubent: Ekseriyetle boncukla örülür. Gümü? olanları da vardır. Kola takılan içerisine karınca duası, ayet-el-kürsü duaları konulur.

Mendil: Erzurum barlarında mendil kullanmak bir maharet i?idir. Mendil her barın ritmine ve psikolojisine göre kullanılır.


KADIN KIYAFETLERİ

Bindallı: Kadife üzerine simle Türk motifleri i?lenmi? giysidir. Gö?üs ve boyun kısımları dantelle süslenebilir. Aynı danteller kol a?zına da eklenir. Kol,beden ve bel kısmı vücuda oturur, tek kısmı ise rahat hareket maksadıyla geni? yapılır.

Leçek(yazma): Ba?a örtülen,pullarla ve boncuklarla oyalanarak süslenen pamuktan yapılmı? ba?örtüsüdür. Bu isim halen kullanılmaktadır.

Gümü? kemer: Bar oynayan Erzurumlu kadının belinde bulunur. Muhtelif parçalar halkalarla birbirine tutturularak kemer olu?turulur. İ?lemelidir. Ka?ı daha süslüdür. Bazılarında sedef kakmalar bulunur. ?imdi kakmalı kemerler yapılmadı?ından antika de?eri ta?ımaktadırlar.

Pabuç: Pabuçlar siyah ve önden ba?lıdır. Yumu?ak deriden yapılmı? olup hafiftir. Kolay hareket olana?ı sa?lar.
Dizleme: Beyaz yünden örülmü?, diz kapaklarına kadar uzanan çoraplardır.

Mendil ve di?er aksesuarlar: Erkek barlarında oldu?u gibi, kadın barlarında da barba?ı ve pöççükte mendil bulunur. Ayrıca boyuna be?i birlik, Oltu ta?ı kolyeler, kollara burma bilezik parmaklara da yüzük takılır.


TAKILAR

Erzurumlu dada?ın gö?sünde sarkıttı?ı gümü? zincir köstek, ba?ta gelen takıdır. Köstek ba?tan geçirilerek ?al üzerine sarkıtılır ve ucu ?al arasına tutturulur. Köstek saça?ı, ?al üzerinde ayrı bir görünüm sa?lar.

Kemer: Bele gümü? kemer ba?lanır ve bindallı entarinin arka kısmı bu kemerle pileli hale getirilir.

Ba? Örtüsü: Ba?a i?ne oyalı veya dantelli beyaz ba?örtüsü ba?lanır.

Pabuç: Altı köseleden yapılan alçak ökçeli, önden atma ba?lı siyah ayakkabı, yöresel pabuçtur.

Mendil: Etrafı dantelli beyaz mendil, kadın kıyafetinin tamamlayıcı unsurudur.
 
 
OLTU TA?I
 
 
Oltu, tarih ve kültür bakımından zengin bir ilçedir. Güzel bir el sanatı olan Oltu Ta?ı i?letmecili?i bu zengin kültür ilçesinde kendine has bir yeri vardır.
Oltu Ta?ı kıymetli bir maden ta?ı olup, sadece Oltu ve çevresinden çıkmaktadır. 3213 sayılı Maden Kanunu'nda kıymetli ta?lar arasında oldu?unun tescili dahi yapılmı?tır. Çıkarılması, zor, rezervi az, fakat i?lenmesi kolaydır. Oltu'nun sembolü olup yüzlerce ailenin ekmek teknesidir.

Oltu Ta?ının te?ekkülü
Oltu Ta?ı çıkarılan yerlerdeki bitki fosillerinden anla?ıldı?ına göre, a?açların reçinesi ile kil ve linyitin karı?ımından te?ekkül etti?i tahmin edilmektedir.

Oltu Ta?ının çıkarıldı?ı köyler
Oltu Ta?ı madeni genellikle Oltu'nun kuzey do?usundaki köylerden çıkar. Bunlardan bir kısmını ?öyle sıralamak mümkündür. Dutlu, Güllüce, Ye?ilba?lar, Ta?lıköy, Sülünkaya, Alatarla, Hankaskı?la ve Çataksu köyleridir.

Oltu Ta?ının çıkarılı?ı
Yukarıda zikredilen köylerin arazisi genellikle çok engebeli dik yamaçlardan meydana geldi?i için maden çıkarılan ocaklara ancak yaya ve zorlukla ula?ılabilir. Kazma kürek, murç ve çekiç gibi ilkel aletlerle çalı?ılır. Açılan ocakların çapı 70-80 cm. civarında olup, dike yakın bir e?ilimle ilerlemektedir. Oltu Ta?ı cevheri üç-be? cm kalınlı?ında ve zaman zaman kaybolan, yani kırılmı? damarlar halindedir. Ocaklarda biraz ilerleyince su çıkar ki, bu hafriyatı diz üstü sürünerek belki 200 metre uzunlu?undaki ocaktan çıkarmaktadır. Maden cevherinin az ve çıkarılmasının zorlu?u Oltu Ta?ının kıymetini daha da artırmaktadır.

Oltu Ta?ı'nın özellikleri
1. Topraktan çıktı?ında çok yumu?ak olmasına ra?men, hava ile temas edince sertle?mektedir.
2. İ?lenmesi kolaydır.
3. İ?lendikçe sertle?ir.
4. Kullandıkça parlar.
5. Rengi genellikle siyah, bazen de kahverengidir.
6. Çıra gibi is çıkararak alevli bir ?ekilde yanar.
7. Sürtünme ile elektriklenerek hafif cisimleri çeker.

Oltu Ta?ı İ?letmecili?i Tarihçesi
Oltu Ta?ı i?letmecili?i günümüzden 200 sene öncesine kadar gitmektedir. Ancak bu güzel sanat, asıl önemini Cumhuriyet döneminde kazanmı?tır. Oltu Ta?ı madeninin çıktı?ı bazı köylerdeki ocak kalıntıları ile ya?lı ustaların "Ben babamdan, babam dedemden, o da babasından ö?renmi?." ?eklindeki canlı ?ahitlerinden bu sonuca ula?ılmaktadır.

İ?lenmesi
Oltu Ta?ı'nı toprak altından bin bir güçlükle çıkaranlar, genellikle i?lemesini yapmazlar, İ?leyenlere hammadde olarak kilo i?i satarlar. Bu günkü piyasa ?artlarında kilosu bir milyon TL civarındadır. Yeri gelmi?ken hemen ?unu belirtelim ki ta?ı çıkartanlar, hammaddeyi i?leyene pazarlayanlar, i?leyerek mamul hale getirenler, i?çiden alarak dükkanlara satanlar hep ayrı ki?ilerdir. Yani Oltu ta?ı tüketiciye ula?ana kadar 4-5 el de?i?mektedir.
Satın alınan ta?lar, yapılacak mamulün, tip ve cinsine göre uygun bir ?ekilde küçük bir keserle kütük üzerinde kırılarak içindeki yabancı maddeler, çatlaklar temizlenir. Bu a?amada ta? çok fire verir. Öyle ki bir kilo hammadde Oltu Ta?ı'ndan ortalama yedi tespih çıkar. keserle kırılan ta?lar bu defa bıçakla etrafı yontularak lobut haline getirilir. sonra tornaya takılan bir biz aleti ile teker teker delinir. Delinen ta?lar çark denilen tornadaki mile takılır. Usta, bir eli ile çarkı çevirirken, di?er elindeki keski ile milde dönen ta?ı tornaya çeker. Milden çıkarmadan önce, çırtı a?acının kömürünün tozu ve Palandöken Da?ından getirilen tebe?ir ta?ının tozu ile cila verilerek parlatılır. Artık i?lem tamamdır. Bu anlattı?ımız, tespih tanelerinin yapım ?eklidir. A?ızlık, gerdanlık, kolye, küpe ve buna benzer süs ve ziynet e?yaları da elde tek tek ve özenle i?lenir. Bu e?yalarında yapımı için kendilerine has de?i?ik aletleri vardır.

Mamul madde çe?itleri
1. Tespih
2. Kolye
3. Gerdanlık
4. Fincan takımı (Çok nadir bulunur)
5. Yüzük ka?ı
6. Sigara a?ızlı?ı
7. Pipo
8. Kol dü?mesi
9. Küpe
10. Rozet
11. Kravat i?nesi
12. yaka i?neleri
Bu sayılan mamullerden en çok üretilen ve en tanınmı?ı, ku?kusuz tespihlerdir. Oltu Ta?ı tespihlerinin ünü Türkiye dı?ında da bir çok ülkeye ula?mı?tır. Oltu Ta?ı tespihi elde çekildikçe parlayıp güzelle?ti?i gibi insan, buna kar?ı ba?ı?ıklık kazanıyor. 33'lük olanına "tek sayı", 99'lük olanına "üç sayı" adı verilmektedir. kuka (yuvarlak), Kızılcık, Mercimek, Kesme, gümü? i?lemeli tespih tipleri vardır.

Oltu Ta?ı taklitlerinden nasıl ayırt edilir
1. Oltu Ta?ını elinizin içine alıp nefesinizle buharla?tırdı?ınızda buharı çeker ve üzeri nemlenir.
2. Oltu Ta?ı tespihlerinin kendine has a?ırlı?ı ve tok sesi vardır. (Mesela cam tespihler çık a?ır, plastikler çok hafif olurlar)
3. Sürtünme ile elektriklendi?i için küçük ka?ıt parçacıklarını kendine çeker
4. Bıçakla hafifçe kazındı?ında kahverengi toz çıkarır.
5. Kullandıkça parlar.
 
Erzurum Tarihi PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 1
Erzurum, günümüze kadar Theodosiopolis, Karin, Kalikala, Karnoi Kal(gh) ak gibi isimler altında anılmıştır. Şimdiki adıolan Erzurum ise, Erzen el-Rum'dan türemiştir. Anlamı ''Roma arazisindeki Erzen'dir. Diğer bir rivayete göre Erzurum kelimesi Arz-ı Rum yanı Bizans ülkesinden meydana gelmiştir. Selçuklu paraları üzerinde şehrin adı Erzen el-Rum, Arzan-ı Rum ve Arz-ı Rum'dur.xvıı.yy'in büyük Türk gezginlerinden olup, Erzurum'da görevle kısa bir müddet ikamet eden Evliya Çelebi, şehrin adı ile ilgili olarak şunları yazmaktadır:''Erzen-i Rum yani Erzurum. Bazıları Erzurum da der. Azerbaycan civarinda geniş bir eyalettir.Bazı tarihlerde Nuşirevan-i Adil tarafından kurulmuş denirsede doğrusu Akçakoyunlu padişahlarindan Gündüzbayoğlu Soktar oğlu Erzenbay tarafindan yapıldığıdır''. Jean Babtist Tavernier, Th.Ch. Fleurian. J.Brant, H.W. Dowe, HSuter, E.Smith, W.F. Ainsworth, J. Taylor, H.Tozer, H.F.B. Lynch ve C.F. Lehmann-Haupt gibi gezginler Erzurum hakkında önemli bilgiler vermekte, gördüklerini kendi fikirlerine göre ifade etmektedir.  

Erzurum ve çevresi oldukça eski bir geçmişe sahiptir. Karaz, Kırmızıtaş, Güzelova, Pulur, Sos, ve daha çok yerde eski yerleşme alanları bulunmuştur. Atatürk Üniversitesi tarafından Hasan Kale'de yapılan ve halen devam etmekte olan kazılara göre, tarih öncesi devirlere ait kalıntılar ortaya çikarılmış ve çıkarılmaktadır. Urartu çağına ait kalıntılara da rastlanılmaktadır.

Şimdiki Erzurum, ovanın doğusunda bir tepe üzerindedir. Bu durumu ile Bolu'ya, Ilıca yönunden bakıldığında ise Manisaya benzemektedir. Tarih boyunca Med, Pers ve Sasani istilalarına uğrayan Erzurum, askeri ihtiyaçlar göz onünede tutularak, burada inşa edilmiştir. Özellikle, doğu politikasina ister istemez büyük önem veren Bizanslilar, Karaz'daki yerleşme alanını terk ederek, dağlara daha yakın olan tepede, Theodosiopolis kalesini inşa etmişlerdir. İran'dan devamli akınlarin ilk uğrak noktası olan kale, Anatolius'un emri ile 415-422 tarihleri arasinda vucuda getirilmiştir. Ancak çok tahribat gören kalenin bu devre ait hiç bir kalinti kalmamiştir. Türk devresine ait yapilar şehre hakim olmuştur. Dış istilalar yanında dini mücadeler de Theodosiopolis'de büyük etkiler yapmiş, Ermeni ve Rumlar arasında devamlı fikir ayriliği bazen büyük sürtüşmelere sebebiyet vermiştir. Bizanlilar Ortodoksluğu, Ermeniler de Gregoryenliği şehirde hakim kılmaya gayret etmişlerdir. Kiliselerdeki ilk ayrilik, tabiariyla halk arasında da hizipleşmeyi sürekli olarak lörüklemiştir. Hiristiyanlik bu durumda iken, doğudan Sasani hegemonyası da Theodosiopolis'i sık sık tehdit etmiştir. Meydana gelen sınır değişmeleri, E.Honigmann'ın ''Bizans'ın Doğu sınırı'' nda bahis konusu edilmiş, bundanda anlaşildığına göre, Erzurum pek kısa aralıklarla Bizans hakimiyetinden çikmiştır. Doğuya ve batıya akan büyük akarsuların kaynakları da erzurum arazisinde idi. İslami yaymaya çalişan Araplar da gazalarını diğer istilacilar gibi bu bölgeye tevcih etmişler, 651'de ilk defa şehir önlerinde gönünmüşlerdi. halkın Saresen dediği bu müslümanların başinda Habib b. Mesleme bulunmakta idi ve islam kumandanı az sonra Erzurumu'da ele geçirmiştir. 653'de, Bizans imparatoru Konstantios, doğudaki bu şehri kurtarmak için bir sefer yaptı ve arapları şehirden çikardı. Muaviye zamanında, murabit denen 2000 kişi burada iskan edilmiştir. 686'da Bizanslı General Leontios, 700'de de Halife Abd el-Melik'in oğlu Abdullah, Erzurum'da hakimiyet sürdüler. 753'de Bizanslilar Theodosiopolis'i tekrar ele geçirdiler. Abbas isimli bir Abbasi kumandanı şehri kuşatmiş ise de, kışın yaklaşması üzerine muhasarayı kaldırmak zorunda kalmiştır. 770-772 yıllarında Erzurum'da isyan patlak vermiş,Ermenilerin ayaklanması güçlükle Amir b. İsmail tarafından bastırılmıştır.

Erzurum ve çevresi arazi yapısı açısından talihsiz bir bölge idi. Büyük bir fay hattı buradan geçmekte ve doğuya doğru uzanmakta idi. Devamlı depremler, hem insan ve hem de yapılar açısından büyük kayıplara meydan vermekteydi. Tarih kaynaklarından ilk tespit edilen yer sarsıntısı 840 yılında meydana gelmiş, Bizans imparatorlarının ve bazı islam fatihlerinin yaptırdığı binalar yerle bir olmuştur. Doğudaki Bizans varlığını Erzurum'da tutmak isteyen imparatorlar, Arapları devamlı surette tehdit ettiler. Katakalon ve İoannis Kurkuas, haçın Hilal karşısında üstünlüğünü sağlamak için mücadele edip durdular.923'deki şiddetli bir Bizans kuşatması, Muhammed b. Nasr el-Hacib'in zamanında yardıma koşması ile önlendi. 949'da İonnis Çimiskes Erzurum'u kalabalık bir Bizans kuvveti ile kuşattı ve Arapların savunduğu yüksek, tahkimi savunma kulelerini yıkarak sehri ele geçirmiştir. Taraflar arasındaki sürekli savaşlara rağmen Erzurum, Suriyeli, Iranlı, Ermeni ve diğer milletlere mensup tüccarların faaliyet gösterdiği yerdi. Bundan da, arz ettiği stratejik durumun büyük önemi vardi.

Gazneliler ve Selçuklular arasındaki siyası çekişmenin de Erzurum tarihinde rol oynadığı görülmektedir. Ceyhun'un batısına itilen Türkler, Rey ve Azerbaycan üzerinden ilk defa Kur-Aras vadisine girmişlerdir. Türkler bunları sıkıştırdıkça, onlarda Bizans'ı rahatsız ediyorlardı. Istanbul'daki Bizans imparatorları, doğudaki valilerden aldıkları raporlar üzerine, önemli mezhep farkı bulunan ve emniyetleri için tehlikeli gördükleri Ermenileri daha iç yörelere zorla göç ettirdiler. Tampon bölgenin boşalması sırasında ilk defa Bizanslılar Türklerle karşı karşıyageldiler ve böylece Erzurum'un tarihinde yeni bir dönem açılmıştır.

1048 veya 1049'da Bizans kaynaklarının Skyth veya Tazik dedikleri Türkler, Selçuklular Erzurum'a doğru harekata geçtiler. Sultan Tuğrul verdiği emirle amcası, oğlu İbrahim Yinal ve Kutlamış'ı yeni gaza ucuna yolladı. Bu Türk gazileriTheodosiopolis kalesine (şimdiki şehrin bulunduğu yer) uğramadan, Karaz'a hücum etti. Geniş bir ovanın kuzey-batısında, Euphrates'in yukarı kolunun aktiği araziye yakın yerde bulunan Karaz, o devirde oldukça kalabalık bir şehirdi. Selçuklulara önceden pek önem vermeyen Karazlılar, İbrahim Bey'in muhasaraya başlaması üzerine şehre çekilmiş ve sonrada şavaşa mecbur kalmişlardı. Az sonra şiddetli bir rüzgarın patlak vermesinden faydalanan Selçuklular, yağlı paçavralar ile Karaz'da büyük bir yangın çikarttılar. Bu olayi Karaz'ın sonu oldu ve muhasaradan canını kurtarabilen ahalisi güçlükle asıl kalenın bulunduğu Theodosiopolis'e sığınabildi. 1054 yılında Anadolu seferine çıkan Tuğrul Bey, Pasin'i geçtikten sonra, Erzurum ovasına hakim olan bir tepeye bizzat çıkmış ve kalenin durumunu gözetlemiştir. Theodosiopolis, 1071'de yinehareketli idi. Zira Nuhun Gemisini andıran bir ordu ile imparator Romanos Diodenes, şehre gelmiş ve ikmal hazırlıklarını tamamlayarak Malazgir'e doğru yürüyüşe geçmiştir. Şehirdeki Bizanslılar, imparatoru son defa, bir daha görmemek için üzere uğurluyorlardı. 26 Ağustos 1071' de büyük Türk zaferi, Theodosiopolis'deki Bizans'ın son günleri oldu. Az sonra Türkler Erzurumu ele geçirecekler, Bizans'ın tek taraflı barışı bozmaları üzerine Ege sahillerine kadar gideceklerdir. Erzurum'un nasıl ve ne syrette Selçuklu hakimiyetine geçtiği bilinmemektedir ve bu tarihi zaman parçası maalesef çok karanlık kalmaktadır. 1071-1202 tarihleri arasında Saltuklu Beyliği bu şehre İslami Türk karakteri vermiştir. Beyliğin kurucusu Ebu'l-Kasım Saltuk'tur. Bir rivayete göre burası ile doğunun önemli bir kısmı Alp Arslan tarafından ıkta olarak Saltuk Beyi'ne verilmişti. Baybud, Tercan, İspir, Oltu, Micingird, Koçmaz ve daha birçok kasaba Erzurum'a bağlanmış ve Saltuklu Türkleri tarafından yöneltilmiştir.

Saltuk'un oğlu Emir Ali, 1102-3' de, erzurum hakimidir. Kadı Ahmed'in ''el-Veled uş-Şefik'' indeki Kaım b. Ali'nın, Ali b. Kasım olması gerekmektedir. O, Irak'tan dönüp Erzer-er-Rum denilen Kalikala şehrini aldı kaydı tine bu kaynakta görülmekte ve karanık bir olay gün işiğina çıkarılmaktadır. 1116' da Gürcü kralı David, Saltukluların büyük rakibi olarak ortaya çıkmış ve Pasin Ovası'na kadar ilerleyerek Erzurum'u tehdit etmiştir. Onun çok sayıda Türk'ü öldürdüğü ve yeri yakıp yıktığı Gürcü kaynağı tarafından belirtilmektedir. Artukoğlu İl-Gazi, 1121'de Erzen Beyi Toğan Arslan ile Erzurum'a gelmiş ve Emir Ali'yi de beraberlerine alarak, Tiflis'e kadar bir intikam seferi düzenlemiştir. 1124'te Gürcüler, İspir ve Pasin ovası'na kadar bir karşı akın yaptılar ve bu defaki yürüyüşleri de çok kanlı bir şekilde sonuçlanmıştır. Emir Ali, günümüze kadar bazı değişikliklere uğrayarak kalan Tepsi Minare (saat kulesi)'yi inşa ettirmiştir. Kitabesinde ''Şems el-Mül^ük ve's-Selatin Emir İnanç Yabgu Alp Tuğrul Beğ Ebu'l-Muzaffer Gazi b.Ebu'l-Kasım'' yazısı görülmekte ve bu da Saltuklular'ın eski Türk an'anesine sıkıca bağlı olduklarını göstermektedir. Saltuklular'dan İzz ed-Din, 1168'e kadar saltanat sürmüştür. Onun hakimiyeti esnasında, Azimi'nin yazdığı gibi büyük bir deprem, 1145'de Erzurum'da büyük kayıplara sebebiyet vermiştir. Saltuklu Nasır ed-Din Muhammed'den sonra, 1191'de tahta Mama Hatun geçmiştir. o, ''el-Feth ül-Kussi'' isimli kaynakta da belirtiği üzere, erzurum askeri ile selçuklu heybetinde Ahlata gitmiştir. Tercan'daki türbe ve kervansaray bu hanım tarafından yaptırılmıştır. 1193'de Gürcüler bir kere daha Erzurum önlerinde görüldüler. Erzurum halkı bu olaydan çok etkilenmiş ve '' bu felaket bize nereden geldi. Memleketimizde hiç bir zaman Hiristiyan görmemiştik'' diye şikayetçi olmuştur. Saltuklu egemenlii 1202'de sona erdi ve Selçuklular Rükned-Din Süleyman Şaah'ın gayretleri ile Erzurum'a sahip olular.

Paralardan öğrenildiğine göre Mugis ed-Din Tuğrul Şahmelik olarak burada göreve başlamış, 1225 yılına kadar kendi başına yöreyi yönetmiştir. 1225-1230 arasında oğlu Cihanşah Erzurum'da bulunmuş, bu sıralarda belirmeye başlayan Konya hakimiyeti Erzurum'u da içine amıştır.Haezemşahlar ile olan yakın ilişkiler Selçuklu Sultanı Ala ed-Din Keykubad'in dikkatini Erzurum ve çevresi üzerine çekmiştir. O, Moğol tehlikesinin ufuklarda görünüşünden az zaman önce Erzurum'u ele geçirmiş ve cihan Şah'ın bağişlanma isteğini kabul etmiştir. 1242'de Moğollar erzurum önlerine geldiler ve Baycu Noyan idaresinde şehri kuşattılar. Sü Başı sınan ed-Din Yakut ümitsiz bir şekilde bu sınır kalesini savundu ise de, Şeref ed-Din Duvin isimli birinin ihaneti sonunda mağlup olmuştur. Osman Turan'a göre ''Erzurum Moğol istilasının ilk kurbanı olmuş ve Moğollar Türkiye'yi istıla kapısını artık açmışlardır''. 1255'de Nahcivan-Erzncan yolculuğusırasında Erzrum'a da uğrayan Rahib Guillaume de Rubrauck, burasını güzel bir olarak tasvir eder. 1297'de Naib Mucir ed-Din Emir Şah ve maiyeti Erzurum'a kötü günler yaşatmışlar ve halktan zorla ağır verdiler tahsil etmişlerdir. Selçukluların 1308' de yıkılması ile ilhanlı nüfuzu kendisini gitikçe hissettirmişir. Çünkü başkent tebriz'i batıya ve denize bağlayan önemli yollar bu şsehirden geçmekteidi. Hace Yakut, kendi adı ile anılan bir medrese yaptırmış ve şehri güzelleştirmiştir (1310). 1336/7'de Erzurumu ziyaret eden İbn Battula, iki Türk kabilesinin rekabet halinde yaşadığını yazmaktadır. O tarihte Erzurum'un en yaşlı ahalisi Tuman idi ve o halsiz oluşuna rağmen İbn Battuta'yı üç gün gelenek icabı misafir etmiştir. Emir Hacı Togay ve Hasan gibi beyler de kendi Türkmenlerine dayanarak Erzurum'da hakimiyet tesis etmişlerdir. Sonuncusu kendi adı ile söylenen Hasan Kalesi'ni inşa etmiş ve Erzurum'u doğudan gelecek baskılara karşı korumuştur. 1340'da Sulduz aşiretinin büyük liderlerinden Çoban'ın Togaylılarla sert mücadelesi yine Erzurum çevresini kana boyamıştır. 1360' da batıdan doğuya genişleyen Eretnalilar Erzurum'u ele geçirdiler. İki yıl sonra da bu hakimiyetin hala devam ettiğini bilmekteyiz. 1377'den az önce de Türe Beğ isimli biri Erzurum hakimidir. 1385'de Karakoyunlu Mehmed Erzurum'da saltanat sürmekte idi. Mavera ün-Nehr ve Iran'ı ele geçiren Temürlenk Kara Mehmet oğlu Mısır Hoca'yı Avnik kalesinde mühasara etmiş ve sonra da Erzurum'u ele geçirmiştir. 1400 ve 1402'de Temürlenk Erzurum'dan geçmiş Ankara Meydan Muharebesi sonunda gerçekleştirdiği Anadolu harekatı dönüşünde kısa bir müddet şehri şereflendirmiştir. Temürlenk burasını önce Mutahhartan'a verdi. Daha sonra da Ali isimli Türkmeni idareci tayin etmiştir. İspanyol kralı adına Semerkand'a gitmekte olan elçilik heyetinde bulunan Ruj Gonzales Klavijo, seyahati sırasında şehirde kalmış ve kısa tasvirde bulunmuştur. Ona göre Erzurum Ali Bey tarafından yönetilmekte ve bir kısım Ermeni de burada yaşamakta idi. Şahruh zamanında erzurum yine birçok olaylara sahne oldu. Kara Yülük olayı uzun müddet halkın hafıizasından silinmedi. 1454 ve 1456'da Uzun Hasan. erzurum havalisine akınlar tertip etti. Safavilerin meşhur şahlarından İsmailde 1499'da Erzurum'dan geçmiş ve 1502'de Sultan Elvend'i bozguna uğratmıştır. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına dahil edilen Erzurum, Safavilerle yapılan savaşlarda da eski tarihi önemini korumuştur. xvıı yy. kaynaklarına göre Paşa sancağı olarak, Şarki Karahisar, Kığı, Hınıs, yukarı Pasin, Malazgird, Tekman, Kız-Uçan, İspir, Tortum, Namervan ve Micingerd sancaklarından meydana gelen beylerleyliği yapılmıştı. 1540 tarihli erzurum Kanunnamesi idari yapı açısından son derece önemlidir. Osmanlı devrinde şehir, Anadolu ve Karadeniz'den doğuya, Iran'a kadar giden büyük askeri ve ticaret yolu üzerinde bulunması sebebi ile de ordunun toplandığı ve dayandığı yerdi. Lala Mustafa, Sinan, Ferhad ve Özdemiroğlu Osman Paşa'ların doğu harpleri esnasında Erzurum'u üs olarak kullandıkları belirtmektedir. Abaza Mehmed Paşa'nın meşhur isyanı, Osmanlı dünyasının gözlerini buraya dikmesine neden olmuştur. (1622). ıv. Murad 1635'de Erzurum'a gelmiş ve Ilıca'dan sonra törenle karşılanmıştır. Revan seferi dolayısıyla Erzurum ve çevresinde hissedilir imar faaliyetleri görülmüş olup, bunu ıv. Murad 'ın verdiği kesin emirlere borçludur.

XIX.yy'da Erzurum tarihinde yeni bir sahife açılmıştır. O zamana kadar şehri tehdit eden ıran tehlikesi, bu tarihten itibaren yerini Hiristiyan Ruslara bırakmıştır. Çar Deli Petro'nun vasiyeti gereği sıcak denizlere inmek isteyen Çarlık Rusyası, Kafkas hakimiyetinin sağlanmasından sonra, ilk defa 1828de, Anadolu'nun doğusuna saldırdı. Yeni Köy Savaşı'nı kazanan Gnl.Paskeviç erzurum'u ele geçirdi. 14 Eylül 1829 Edirne Barışı üzerine Rus ordusu Erzurum'dan çekildi. 1853-1855'de Edirne Barışı üzerine Rus ordusu Erzurum'dan çelildi. 1853-1855'de tekrar Rus tehlikesi Kars'tan sonra Erzurum'u tehdit etmiştir. Osmanlı Hükümeti doğudaki bu büyük tehlike üzerine Erzurum' daha tahkimli hale getirdi ve tabyalar yaptırdı. 1877-8 Osmmanlı Rus Harbinde, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Erzurum'u Ruslara karşı savundu ve 8-9 kasım 1877'de yapılan Aziziye Baskını'nı halkın yardımı ile geri püskürttü. Bu hadilerde ermenilerin ihaneti belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Son savaşta, Osmanlı Devletinin gelecekteki dayanak noktasının Erzurum olduğu daha iyiy anlaşılmıştır. Rus çekilmesinden sonra Erzurum bazı ekonomik krizlerin esir oldu. Hayvan vergisi sebebi ile halk arasında hoşnutsuzluk belirmiş ve hükümete karşı tepkiler meydana gelmiştir. Bu harekat, Meşrutiyet rejimi içib ilk adım sayılmış ve Canveren Derneği tarih rolünü ifade etmiştir. Erzurum, 1. Dünya savaşın'da Türk askeri harekatının yine merkezidir. Sarıkamış başarısızlığı üzerine 16 Şubat 1916'da Ruslar, yine bir ihanet sonucu Erzurumu ele geçirdiler. Son vali Tahsin Bey,Bab-ı Ali'yeçektiği telgrafla bu serhad ve gaziler, şehidler diyarının bir an evvel tekrar şanlı bayrağımıza kavuşturulmasını vurgulamıştır. Erzurum, Ermeni vahşetinin kol gezdiği iki yıllık kara günleri yaşadı. 12 mart 1918'de 1.kafkas kolordusu Komutanı Alb.Kazım Karabekir tarafından kurtarıldı.
 
Erzurum'da Gezilecek Yerler... PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 5

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE

Selcuklu Sultanı Alaaddin keykubad’ın kızı Hüdavend Hatun tarafından 1253’de yapılmıştır.  Çifte Minareli medrese iki katlı ve acık avlulu olan medreselerin en büyüğüdür.  Çini ve rölyef süslemeleri ne yazık ki yarım kalmıştır.  Taç kapısı kabartma süslemeleriyle selçuklu tarzının en güzel örneklerinden biridir.  Bugünkü durumuna 13. yüzyıl sonlarında getirildiği anlaşılmaktadır.

 

 

Diğer yerler haberin devamında... 

 
RocketTheme Joomla Templates