1913 yılında çıkarılan “Geçici İlköğretim Kanunu’nda” her il merkezinde yatılı bir ilk öğretmen okulu ve gerekli görülen yerlerde de birer yatılı kız öğretmen okulu açılması öngörülmüştür. Bu amaçla, öğretmen yetiştirmede yeni fikirler üretilmeye başlandı. Köye göre öğretmen yetiştirme hareketi bunlardan biri idi.
1914’de Kastamonu milletvekili İsmail Mahir Efendi her il ve sancakta, köy çocuklarına özgü yatılı okullar açılması fikrini ileri süren eğitimcilerden birisidir. O, her köyden bir kız, bir erkek çocuk alınarak, köy okulu öğretmenleri yetiştirilmesini; onları bu işe hazırlarken, köylülerin de okula ayıracak araziyi, elbirliği ile işleyerek, elde edilecek ürünlerden yararlanarak, hem okul binalarını yapmalarını hem de öğretmenlere, bu yoldan aylık verilmesini önermiştir.
Bu fikirler araya giren savaşlar dolayısıyla uygulama imkânı bulamadı. Ancak mevcut okullar toplumun öğretmen ihtiyacını karşılayamıyordu. Yeni öğretmen okullarına olan ihtiyaç günden güne artıyordu. Bu ihtiyaç Cumhuriyet döneminin başlangıcından itibaren devam ettiği için Türkiye’ye çağrılan Amerikalı eğitimcilerden J. Dewey Türkiye’yi adım adım gezerek 1924’te Milli Eğitim Bakanlığına sunduğu raporunda, köye uygun öğretmen yetiştirilmesi gerçeğini bir kez daha ortaya koymuştur.
Eğitmen Kurslarının Açılması
1935–36 öğretim yılında, Eskişehir-Çifteler çiftliğinde, Milli Eğitim ve Tarım Bakanlıklarının işbirliği ile köylere “eğitmen” yetiştirmek üzere bir kurs açılmıştır. Kursa askerliklerini er, onbaşı ve çavuş olarak yapmış, okuma yazma bilen gençler alınmıştır. İlköğretim müfettişleri yönetiminde başarılı ilk öğretmenlerden dersler alarak yetiştirilmişlerdir. Altı ay kurs gören eğitmenler, 1936 yılında Ankara köylerinde stajyer olarak göreve başlamış ve başarılı oldukları gezici başöğretmenler tarafından da gözlenmiştir. Bu uygulamanın başarılı olduğu anlaşılınca, 1937 yılında 3238 sayılı “Köy Eğitmenleri Kanunu” çıkarılmıştır.
Eğitmen adayında aranan nitelikler ise şunlardır:
- Eğitmen adayı köy hayatını yaşamış ve köye bağlanmış olmalıdır.
- Köyde yapacağı işler dolayısıyla karşılaşacağı güçlükleri yenecek güçte olmalıdır.
- Köye sade ve ileri bir hayat sokabilmek için yılmadan çalışabilmelidir.
- Köyde zorunlu öğrenim çağındaki çocuklar ile yetişkin gençlere okuma- yazma, hesap ve yurt yaşama bilgilerini öğretebilecek seviyede olmalıdır.
- Köylüye rehberlik edebilecek seviyede olmalıdır.
- Köyün yararları, kendi yararları ve devletin yararlarının birbirine bağlı olduğunu bilerek çalışmalıdır.
Eğitmenler, hazırlanan kılavuzlara göre öğretim yaptıkları gibi, köylünün ihtiyacı bulunan tarım bilgileri de onlara öğretiyorlardı. Ayrıca, yaşayışları ile köylüye örnek olmaları isteniyordu.
Köyümüz ve çevre köylerimizde de bu uygulamadan yararlanan eğitmenlerimizden başta Alaatin DEMİRCİ (Çavuş) amcamızı ve ebediyete intikal etmiş bütün eğitmen ve öğretmenlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Bizlerin yetişmesine ve bu günlere ulaşmamıza yardımcı olan çok kıymetli ilkokul öğretmenim Behram KOÇAK Bey’e, saygıdeğer eşlerine en kalbi duygularımla selam ve saygılarımı sunmak istiyorum. Bir sonraki yazım “Köy Enstitüleri “olacaktır. Sağlıcakla kalınız.
Yrd. Doç Dr. Durmuş KILIÇ